Murat Kaya
İçinde yaşadığımız dönemde “garajlar” dendiğinde akla artık sözlükteki anlamından farklı olarak başka bir şey daha geliyor: (Dev firma olmaya aday) Küçük girişimler. Garaj kelimesinin sözlük anlamına baktığımızda Fransızca kökenli bir kelime olduğunu görüyoruz. Dünyanın en “düşünceli” milleti olan Fransızlar tarafından, evlerimizin içine sokamadığımız arabaları sokakta tek başına bırakmamak için uydurulan kılıfa verilen ad, yıllar sonra büyümeye meyilli fikirlere sahip girişimlerin doğumevlerini tanımlamak için de kullanılmaya başladı. İngilizcede ise “startup” diye tabir edilen bu garaj girişimleri genellikle “teknoloji konusunda fikir ve ürün geliştiren girişimler” için kullanılıyor. Amerikan stili konutların -genellikle- yan tarafına monte edilmiş bu garajlar, çocukların laboratuvar niyetine kullandıkları ve keşifleri sırasında binayı havaya uçurmazlarsa (birkaç patlamaya herkes göz yumabilir) başarılı sayıldıkları yerler olmaya başladı. Ebeveynler kendi hayatlarıyla meşgul iken burada vakit geçiren çocuklar da dünyayı ele geçirecek fikirlere imza attılar.
Hayalindeki yaşamı okula giderek elde edemeyeceğini fark eden çocuk, kendisini garaja atar. İhtiyacı olan dünya bu üç duvar arasındadır. Çalışırken kimseye ayak bağı olmaz, ortalığı dağıtmasına kimse bir şey demez ve okulda geçirdiği zaman ile kıyaslandığında daha fazla eğlenir. Garaj girişimlerinin ortak özelliği, girişimcinin yapmakta olduğu şeyi “bir iş” olarak görmekten çok “bir yaşam biçimi” olarak görmesidir. Garajın ruhunu yansıtmak için bunun böyle algılanması da gereklidir. Garajda da işler bir süre sonra sarpa sarmaya başlar ve geliştirme yapabilmek için finansal kaynak ihtiyacı ortaya çıkar. “Git bir işe gir” veya “git limon sat” gibi finansal önerilere göğüs geren girişimci kendisine bir finansör sağlamak üzere projesini elinin altına alıp kapı kapı dolaşmaya başlar. Mesela Apple’ı kurarken Steve Jobs da Volkswagen minibüsünü satarak girişimine bir küçük sermaye sağlar. Finansörleri bulmak yetmez, onların aklına girip “kâr edeceksin” fikri sokulur. Sonra projenin bir kısmı veya tamamı hisselere bölünür ve finansörü çok sarsmayacak oranda bir miktar hisse satılır. Sağlanan fonlar ile gerekli yatırımlar yapılır. Sonra... Sonrası malum; bir “startup” attım denize, kıymeti biline.
GARAJIN FAYDALARI
Çalışma hayatının klişelerini garaja uyarlayan kimse çıkmadı şimdiye kadar. Ze Frank hariç. Arkadaşlarını doğum günü partisine davet etmek üzere hazırladığı dans figürleri sitesine ertesi gün yüzbinlerce kişinin girdiğini görünce -TED’deki sunumunda anlattığına bakılırsa - iç çamaşırları ile oturduğu “garajında” takım elbise ile oturmaya başlamış.
Kravat takma, belirli saatlere uyma, çevredeki insanlarla uğraşma, gereksiz toplantılarla vakit kaybetme gibi dertleri olmayan garaj girişimcileri hata yapmaktan da korkmuyorlar. Deneme yanılma yoluyla, kendisini laboratuarlara kapatmış 20’nci yüzyıl mucitleri gibi çalışıyorlar. Hele ki dünyadaki tüm girişimcilere emsal olmuş Microsoft, Apple, HP gibi ilk örnekler ve yurt odalarında kurulmuş olsa da “garaj çıkışlı” diyebileceğimiz Dell, Napster, Facebook ve tamamen garajdan çıkarak yerküreyi ele geçiren Google, YouTube gibi örnekler önlerinde dururken onların “çimlere basmamasını beklemek” imkansız. Öncü birliklerin açtığı yolda ilerlemeye devam eden yüz binlerce yeni girişim dünyanın her yerinde keşfedilmeyi bekliyor. Bu doğrultuda, önceki “garaj girişimleri”yle karşılaştırıldıklarında çok daha fazla avantaja sahip olduklarını kendileri de biliyorlar. Kendilerinden önceki garaj girişimleri yatırımcıların dikkatini çekmek için daha uzun süre bekleyebiliyorlardı fakat şimdi “garajları takip eden yatırımcılar” ligi oluşmuş durumda.
Yeni bir teknoloji için, en uygun fiyatlı iş modelini geliştirmeye çalışan bu küçük girişimler yaşamları boyunca küçük firma olarak kalmayı da tercih edebiliyor. Google’ınki gibi durumlarda ise firmanın küçük bir boyutta kalması bir süre sonra mümkün olmuyor ve neredeyse dev bir küresel firmaya dönüşüyor.
Kingston Üniversitesi ve T-Mobile’ın birlikte yaptığı “Girişimciler Çağı” araştırmasının sonuçlarına göre, girişimcilerin büyük bir çoğunluğu parayı bir motivasyon aracı olarak görmüyor. Kendi girişimini kuran kişilerin bu yolu seçmesinin ardında yatan sebep “daha rahat bir hayat sürme” isteği. Girişimcilerin yalnızca %4’lük bir kısmı “milyon dolara ulaşma” güdüsü ile işlerini sürdürdüğünü söylüyor. %38’i, kendisini bir küçük girişime adayıp kurumsal hayattan çekilmenin karşılığında ailesi ve arkadaşları ile ilişkilerinde negatif bir etki yaşıyor. Yani girişime odaklanmak, sonuca ulaşana kadar kişiye ve çevresine sıkıntılı zamanlar yaşatabiliyor. Bunca sosyal ve fiziksel stresin üstüne bir de yatırımcıların stresi bindiği zaman aslında “startup” olmanın hiç de kolay bir şey olmadığı ortaya çıkıyor. Finansörler ve para sahipleri kurumsallaşmış, halka açılmış firmalardan sağlayamayacakları kadar yüksek oranlarda getiri sağlama ihtimali sunan bu yeni girişimlere yatırım yaparken “toplum için fayda üretilmesi” misyonları biraz arka plana düşmüş oluyor. Onlar da parayı garajda bulmadığı için sokağa atmaya kıyamıyor ve yaptığı yatırımın peşine düşüyor.
İŞİN SIRRI GARAJDA MI?
Ülkemizdeki konutların çoğunda Amerika’daki garajlar benzeri garaj olmadığı için şimdi bizim hiç küçük girişimimiz olmayacak mı? Bu konuda görüşler temel olarak üçe ayrılıyor.
Birinci görüş; işin sırrının garajda olduğunu belirtiyor ve “evin içinde olmaz bu işler” diyor. Bu fikrin sahiplerine göre ülkemizden “startup” çıkması için evlerin yanına konumlanmış garajlara ihtiyacımız var. Garajı olmayan konutların bu açıdan büyük bir dezavantajı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Avrupa ve Amerika’nın garaj girişimlerine bakıldığında Amerika’daki garaj girişimleri sayısının Avrupa’yı geçtiğini görerek de böyle bir kanıya varabiliriz. Avrupa’daki konutların da Amerikan konutları ile karşılaştırıldığında garaj konusunda bizimkiler kadar fakir olduğunu söylemek mümkün.
Bu haber 52 kez okundu.