Murat Kaya
Aslında siberpunk kültürünün temeli 1950’lerde atılır. ABD’de ortaya çıkan bir grup popüler kültür karşıtı yazar ABD toplumunun değerlerine karşı yazılarıyla “Beat” kuşağını temsil ederler. Tam da bu dönemde sibernetik biliminin ve bilgisayar sistemlerinin geliştirilmesinden rahatsız olan yazarlar ve felsefeciler “Bilgisayar Karşıtı Kültür”ün temsilcisi olarak ortaya çıkarlar. Bilgisayar sistemlerinin geliştirilmesi ve ağ yapıları sayesinde bilgisayarların birbirlerine devamlı bağlı olmalarının özgürlük sunduğu fikrine kuşkuyla bakan bu yazarlar siberpunk kültürünün temelini atarlar.
[“Net hakkında hala coşkuluyuz, tıpkı Walt Whitman’ın trenler ve telgraf hakkında olduğu gibi. O, trenlerin ve telgrafın bizi birleştireceğini, bizden bir topluluk yaratacağını düşünüyordu. Trenlerin bir gün toplama kamplarına insanları taşıyacağını öngöremezdi elbette.” Andrei Codresku (1946- ...) Romanya kökenli Amerikalı yazar, şair ve senaryo yazarı.]
Daha sonraları hipergerçekliğin felsefesi haline gelecek olan siberpunk kültürü, William Gibson’ın yazıları
ve Bruce Sterling’in teorileri ile kendini bulur. William Gibson, 1984 senesinde yayınlanan ve 6.5 milyonluk satış rakamına ulaşan Neuromancer kitabı ile siberpunk akımının babası haline gelir. Bu kitapta Gibson, siberpunk terminolojisini geliştirmiş, literatüre Siberuzay (Cyberspace) ve Sanal Gerçeklik (Virtual Reality) terimlerini eklemiştir.
[Siberuzay. Her ulustan milyonlarca yasal kullanıcının, her gün yaşadığı anlaşmalı halüsinasyon. İnsan sistemindeki her bilgisayarın kayıtlarından yansıtılan verilerin grafiksel sunumu. Kavranamayacak bir karmaşıklık.” William Gibson, “Neuromancer” kitabından.]
Gibson, Sterling ve diğer siberpunk yazarları bilimkurguyu iyi veya kötü olarak tanımlama çabasına girmezler. Siberpunk kültürüne ait hikayelerle geleceğe yönelik bir dünya kurgusu sunarlar. Bu dünya kurgusu tam bir distopyadır. Sibernetik ve punk kelimelerinden türeyen siberpunk dünyası yüksek teknolojinin yanında düşük yaşam standartını ifade eder. Teknolojinin hakimiyetinde çürümüş şehir hayatı, karanlık atmosferler, gotik fanteziler, halüsinasyonlar ve hipergerçeklik içeren göstergeler, ikonlar, işaretler siberpunk kültürünün beslenme alanları olur. Ve en önemlisi siberpunk, teknolojiyi ve bilgiyi vazgeçilmez bir gerçeklik, gücün ifadesi ve asıl çözüm yolu olarak kabul eder. Siberpunk’lar için internet bir özgürlük alanıdır. İnternet, bilgiyi paylaştıkları ve gücü elde ettikleri yerdir. Onlar için sistemle mücadele edebilmenin yegâne yolu sistemin içine sızabilmekten geçer.
[“Topluluk (Community) ve iletişim (Communication) sözcükleri aynı köke sahiptir. Bir iletişim ağı kurduğunuz her yerde bir topluluk da kurarsınız ve ne zaman bu ağı yıkarsanız –yasadışı ilan ederseniz, çökertirseniz ya da erişilemeyecek kadar pahalı kılarsanız–, topluluğu da incitmiş olursunuz.” Bruce Sterling, “The Hacker Crackdown” kitabından.]
BİLGİ GÜÇTÜR
Siberpunk’lar “bilgi güçtür” derken aslında bilgiye kuşkuyla bakarlar. Hiçbir zaman bir doğruyu, gerçeği bulduklarını söylemezler. Herhangi bir doğruyu aramanın en iyi yolunun kuşkuculuktan geçtiğini savunurlar. Bilgiye sahip olmak bu nedenle önemlidir. Yayınladıkları ilk manifestolarında bunu net olarak ortaya koyarlar.
“Bizler siberuzayda yaşarız, her yerdeyiz, sınır tanımayız. Bu siberpunk’ların manifestosudur. Bizler değişik olanlarız. Bilgi okyanusunda yüzen teknik fareleriz. Biz, bilgisayar sistemlerini “hack” ederek, gidebileceği en son noktayı araştıranlarız. Biz, parktaki bankta, dizinde bilgisayarıyla oturarak, en son sanal gerçekliği programlayan yetişkinleriz.
Bizimki elektroniklerle doldurulmuş bir garajdır. Bipleyen modemler, homurdayan yazıcılar ve bilgisayarlarla dolu bir mahzende yaşamayı seçeriz. Bizler gerçeği, diğerlerinden daha farklı görenleriz. Bizler, hayalperestlerin gözlüklerine sahip gerçekçileriz. Siberpunk başlı başına yeni çağın doldurduğu bir kültürdür. İçinde bulunduğumuz toplum tutucu, tıkanık ve hastadır. Eskiyi, denenmiş gerçekliği tercih eden toplum, devrimci yeniliği, sahtekarlığı ve hür düşünceyi reddeder. Oysa tek yapılacak olan ellerini uzatıp yeniliği hissetmek, düşünceleri, kelimeleri özgür bırakmaktır.
Sistem yanlıştır, doğduğu günden bugüne değişmemiştir, bu nedenle de bir bilgi tutulması içinde
yaşamaktayız. İnternet, fikirlerimizi serbestçe ifade edebildiğimiz yerdir. Net, bizim gerçekliğimizdir, krallığımızdır.
Mikro dünyalarında yaşayan insanlar, globalleşmenin onlardan neler götürdüğünün farkında değiller. Onlar için hayat, yalnızca, bildikleri gibi karanlıklar içinde yaşamayı sürdürmektir.
İnsanlar gelecek hakkında fazlasıyla iyimser bir bakışa sahiptirler. Bizler ise bugünü yaşarken, geleceğin bizlere söylendiği gibi temiz ve aydınlık olacağına inanmamaktayız. Biz, günü yaşarken yarın neler olacağına dair fikir üreten insanlarız. İnterneti kim kontrol ederse güç onundur. Bilgi güçtür!” Siberpunk Manifestosu ilk versiyon.
Siberpunk kültürü müzikten sanata, bilgisayar oyunlarından ve özellikle sinemaya kadar popüler kültüre dair bir çok yaratıcı disipline ilham kaynağı oldu. “Harcore Techno & Punk” olarak tanımlanan müziğiyle teknoloji merkezli “trashy” yaşam şekline hitap eden Prodigy, bu yıl çıkardıkları “Year Zero” isimli deneysel albümleriyle Nine Inch Nails siberpunk kültüründen beslenen müzik gruplarından sadece ikisi. Siberpunk kültüründen ilham alarak 1994-1999 arası internet sanatının öncülüğünü yapan Vuk Ćosić, Jodi.org gibi sanatçı ve sanatçı gruplarının yaptıkları işleri sınıflandırmak için kullanılan “Net-Art” ve “Net-Artist” terimlerinin literatüre girmesi aynı döneme rastlıyor.
Siberpunk sinemasının ilk örneği olmamasına rağmen pazarlama stratejisi bakımından doğru zamanda vizyona giren Blade Runner (1983) ve arkasından teker teker sinemada yer bulan Videodrome (1983), Brazil (1984), RoboCop serisi (1987-1990-1993), Ghost in the Shell (1995) ve bir yığın siberpunk filmi arka arkaya vizyona girer. Matrix serisinin son filmi olan Matrix Reloaded (2003) ise bu kültüre ait kavramların tüketilmesinde kitleleri doyum noktasına getirir.
Günümüzde “Artık bunlar kurgu değil, gerçek” savını öne sürenler siberpunk’ın sonunun geldiğini iddia ederken, bir diğer grup ise genetik biliminin diğer bilim dallarına katkısıyla, klonlama ve implantasyon yöntemlerindeki gelişmelerin post- siberpunk dönemini başlattığını iddia ediyorlar. 2005 senesinde Fransız hekimlerin insan-yüz’ünün naklini başarmaları, Amerikalı bilim adamlarının mikro organizmalardan yola çıkarak nano-devreler tasarlamaları gibi örnekleri öne süren post-siberpunk’çılar bu kültürün mutasyon geçirdiğini savunurken şu sıralarda manifestolarının üçüncü versiyonunu yazmakla meşguller.
Bu haber 18 kez okundu.